Allah’u teala’nın Sıfatları nasıl anlaşılmalı

Allah‘u teala‘yı bütün noksanlıklardan tenzih etmek imanın gereğidir.

“ Allah Samed’dir. “ 

( Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)  İhlas, 2.

“ Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir. ”  İhlas, 4.

“ Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.”  Sâffât, 159. “ Onun hiçbir dengi yoktur. ”  Şûra, 11.

“ Allah ihtiyaçsız olan, siz ise muhtaç olansınız. ”  Muhammed, 38.

“ Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir. ”  Tûr, 43.

“ O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.  Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.”  Al-i İmran, 7.

Muhkem ve Müteşâbih: Câbir b. Abdillah şöyle demiştir: "Muhkem: Tefsirinin ne olduğu bilinen, manası ve yorumu anlaşılabilen ayetlerdir. Müteşâbih: Hiç kimsenin bilgisine ulaşmaya bir yol bulamayacağı, ilmini, Allah’ın kendisine ayırdığı ve yaratılmışlardan kimseye vermediği ayetlerdir.”

(İmam Kurtubî, el-Câmi`u li Ahkâmi'l-Kur'ân, IV, 10, Âl-i İmrân suresi 7. ayetin tefsiri)  

Müfessirlerin tamamı, Al-i İmrân suresinin 7. âyetinden hareketle Kur'ân'ın

"muhkem" âyetler ile “müteşâbih" âyetlerden oluştuğunda ittifak etmiştir.

Haberi sıfatlara ilişkin ayetlerin müteşâbih olduğu konusunda âlimler arasında ihtilaf bulunmamaktadır.

Haberi sıfatlar: sözlük anlamları bakımından yaratılmışlara ait özellikler taşıyan ve fakat naslarda Allâh'a nisbet edildikleri için ilâhî sıfatlar içinde yer alan kelime veya kavramlardır.  Yed (= el), vech (= yüz), ayn (=göz), istivâ (= kurulma), nüzul (= inme), ityân (= gelme), isba (=parmak), kadem (=ayak), dıhk (=gülme) gibi kavramlar bunların başında yer alır. Müteşabih sıfatlar 17’ye ulaşır.

Ebû Hanîfe (ra) Fıkh-ı Ekber de, bunların bir sıfat olduğunu, uzuv ve parça olmadığını açıkça beyan etmiş, böylece Allâh'ı cisimleştirmekten kaçınan bir açıklama getirmiştir. İmam Tahâvî de aynı tavrı ortaya koyarak; Allâhu Teala'nın uzuv ve parçalardan münezzeh olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Ahmed b. Hanbel ve Davud ez-Zahiri başta olmak üzere Selef'e tabi olduklarını söyleyen hadis âlimleri te'vile başvurmadan ulûhiyyete ilişkin naslara inanmayı gerekli görmekle birlikte Allah'ın yaratıklara benzemediğine inanmanın zorunluluğunu açık bir şekilde vurgulamış, naslarda geçen "yed" (el) ve

"isba" (parmak) kelimelerine sözlük anlamı verenlerin el ve parmaklarının koparılmak suretiyle cezalandırılması gerektiğini söylemişlerdir.

Müteşâbih ayetleri anlama yöntemi hakkındaki en muhkem delil "Onun misli gibi bir şey yoktur; o semidir, basîrdir: işitendir, görendir."  Şûrâ, 11. ayetidir.  Yüce Allâh emsalsiz olunca, başkalarında bulunan bütün sıfatlardan Allâhu Teâlâ'yı tenzîh etmek zorunlu olur.  Bununla beraber Allâhu Teâlâ'da bulunan bütün sıfatları kullardan nefyetmek de bu ayete göre zaruridir.

Prensip olarak amaç, Yüce Allâh'ı mahlûkata benzetme ile onun sıfatlarını iptal etme arasındaki doğru noktayı tespit edebilmektir. Onu mahlûkata benzetmekten kaçınmak için sıfatları iptalin eşiğine gelmek (- ta'til ) batıl olduğu gibi, bunları ispat etmiş olmak için Yüce Allâh'ı cisimleştirmeye (- tecsîm ) veya yaratılmışlara benzetmeye (- teşbih ) gitmekte batıl bir yoldur, sapkınlıktır.

Kur'ân-ı Kerîm'de ve sahih sünnette Yüce Allâh hakkında birtakım sıfatlardan bahsedilir ki, bunları hakiki ve zahiri anlamlarıyla Allâh'a isnad etmek, onu mahlukatına benzetme anlamını içermektedir. Sözlükte el anlamına gelen yed; yüz anlamına gelen vech; göz anlamına gelen ayn; ayak anlamına gelen kadem; bacak anlamına gelen ricl; parmak anlamına gelen isba; baldır anlamına gelen sâk; bunlardan bazılarıdır.

Buna göre müteşabih nassları, yüce Allah’ı yaratılmışlara benzemekten tenzih edecek kadar zahir anlamlarından çıkartan tevil vacip, detaya inerek sıfatı iptal edecek derecedeki tevil sakıncalıdır.

Ehli Sünnetin esas görüşü, bu sıfatların ne olduğunu değil ne olmadığını söylemektir. Çünkü yüce Allah “ Onun benzeri hiçbir şey yoktur. “  Şûra, 11. buyurmaktadır.  

Bu muhkem ayet bize müteşabihleri nasıl anlamamız gerektiği hususunda ki yöntemi öğretmektedir: muhkem ayetlerle bir çerçeve çizilir, müteşabih ayetler bunlara ters düşmeyecek şekilde tevil edilmelidir.

"Onun hiçbir ortağı yoktur"

İmam Tahâvî bu sözüyle, şirkin tüm çeşitlerini nefyetmiş, ortadan kaldırılmıştır. 

Çünkü ortaklık lügatte denklik anlamına gelmektedir. Bunun da çeşitleri vardır :

  1. Zâtında: Âlemin iki yaratıcısı olduğunu kabullenen Seneviyye'nin yaptığı gibi.

Hayır ilahını "Yezdân", şer ilahını ise "Ehramen" diye isimlendirirler. Tâbiiyye ve Eflâkiyye de aynı görüştedir.   

  1. İsimlendirmede ve ibadet edilme hakkını vermede: Arap müşriklerinin yaptığı gibi.  Allâh'a ibadet etmekle beraber ilah diye isimlendirdikleri putlara da tapıyorlardı. Bu sebeple, Allah'ın yaratıcı olduğunu kabullendikleri halde, Allah'tan başkasına ibadet edilebileceğini düşündüklerinden müşrik oldular.  Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor: "Sorsan onlara, o gökleri ve yeri kim yarattı? Elbette şüphesiz Allah diyecekler ..."  Zümer, 38.
  2. Sıfatlandırmada: Allah ile mahlukatı arasında eşitlik kurarak onu sûretle, cisim olmakla, Arş’ın üzerine insan gibi mekân edinmekle vasıflayan Mücessime gibi. Onlar bununla müşrikler güruhuna dahil oldular. Allah Teala Nefs-i Kerime’sini

bunların tamamından tenzih ederek şöyle buyurmuştur:

“... Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir.”  Tûr, 43.

Teşbih inancını benimseyen müşebbihe'nin görüşleri üç ana grupta toplamak mümkündür:

  1. Allâh'ın zâtını yaratıklara benzetmek. Buna göre Allah insan şeklinde olup sınırlı bir varlıktır; baş, yüz, göz, ağız, el, ayak ve bedeni vardır;  cinsel organı ve sakalları ise yoktur. Hareket eder, aşağı iner, yukarı çıkar, gider gelir, sâlih müslümanlarla dünyada görüşür ve kucaklaşır. Allah aynı zamanda bir yönde ve mekânda bulunan bir varlık olup yedinci kat göğün üstündeki tahtında (Arş) oturur.  Arşı'nı melekler taşır ve zatı Arş'la sınırlıdır.  Allâh'ın zatı yaratıklarla temasta bulunabilir ve hâdis

(sonradan meydana gelen) olaylara konu teşkil edebilir.  (Bağdâdî, s. 227-228; Fahreddin er-Râzî, İ'tikâdât, s. 64-66).   

  1. Müşebbihe'ye nisbet edilen ikinci görüş ilâhi sıfatları ve özellikle fiili olanlarını yaratıkların sıfat ve fiillerine benzetmektir. Buna göre Allâh'ın iradesi insanın iradesi gibi hâdistir, kelâm sıfatı da zatı dışında herhangi bir nesnede yarattığı harf ve seslerden ibarettir.
  2. Müşebbihe'ye atfedilen üçüncü görüş, yaratıkları Allâh'a benzetip insanda ulûhiyyet niteliklerinden birinin yahut tamamının bulunduğuna veya Allâh'ın ya da bir niteliğinin yahut zatının (cüzü) insana hulul ettiğine ve böylece onda bedene dönüştüğüne inanmak tarzında özetlenebilir.

“ Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir. ”  İhlas, 4.

Yüce Allâh'ın sıfatları kadîmdir, ezelîdir; onun zâtıyla kâimdir; yok olması mümkün değildir. Beşer sıfatları ise kendileri gibi sonradan meydana gelmiştir; yok olmayı, ortadan kalkmayı, keyfiyyeti ve kemiyyeti, niteliği ve niceliği kabul eder. Allâhu Teâlâ ise bütün bunlardan yücedir; hiçbir şey onun gibi değildir.

Konuya bir bakış açısı vermesi açısından İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin (rh) meseleye yaklaşımı önemlidir.  O, el-Fikhu'l-Ekber'de şöyle der:  

"Allâhu Teala'nın, Kur'ân'da zikrettiği gibi yed'i (= el), vech'i (= yüz) ve nefsi vardır. Allâhu Teala'nın  Kur'ân'da zikretmiş olduğu vech, yed ve nefs, onun keyfiyyetsiz sıfatlarıdır. "Onun yed'i kudretidir veya nimetidir. “  denmez.  Çünkü bunda sıfatın iptali vardır;  Kaderiyye ile Mutezile'nin görüşüdür.  Onun yed'i, keyfiyyetsiz sıfatıdır;  onun gazabı ve rızâsı, yine onun keyfiyyetsiz iki sıfatıdır.”

İmam-ı A'zam bu ibaresinde, örnek olarak verdiği yed, vech ve nefs sıfatlarından keyfiyyeti nefyetmiştir.   

Böylece icmâlî yani genel bir tevil yapmış, bunları hakikat anlamlarından çıkartıp mecaz anlamda olduklarını beyan etmiştir. Bu tevil, Yüce Allâh'ı tenzih etmek için zaruridir, çünkü onun misli hiçbir şey yoktur.

Bu sıfatları yüce Allah’ı tenzih etmek için hakikat anlamından çıkaracak kadar tevil eden İmam, daha da detaya girmenin sakıncalı olacağını, yed'den maksadın kudret veya nimet olduğunu söylemenin hata olacağını söylemiştir.

Hatta sözlükte ‘ el ‘ anlamına gelen yed’in, Farsça’ya tercüme edilmesini bile caiz görmediğini el- Fikhu'l-Ekber'de söylemiştir.  

Bunun gerekçesi de "el" anlamına gelen "(dest)" kelimesinin, Farsça'da mecazî anlamda kullanılmıyor olması, böylece Yüce Allâh'a hakikat bir el nispet etmiş olma tehlikesi olabilir.   

Böylece bu sıfatların ne olduğunu söylemekten kaçınmak;  ne olmadıklarını söyleyerek Yüce Allâh'ı tenzih etmek esastır.

İmam Tahâvî de İmam-ı A’zam ile aynı menhece uyup “parçalardan, uzuvlardan, aletlerden yücedir" diyerek "yed"in hakiki el olmadığını ifade etmiştir. Böylece Yüce Allâh'ı tenzih etmiş fakat detaya inmemiştir.

Buna göre müteşabih nassları, yüce Allah’ı yaratılmışlara benzemekten tenzih edecek kadar zahir anlamlarından çıkartan tevil vacip, detaya inerek sıfatı iptal edecek derecedeki tevil sakıncalıdır.

Yüce Allah’ın Yed (-el) Sıfatı nasıl Anlaşılmalıdır ?

Konuyu daha iyi izah edebilmek için ayetlerin meallerini tevilsiz, hakikat manasına göre verdik. Meallere bakıldığında bunların tevilli anlamlarının yazılı olduğu görülür.

Allahu Teala yed ile ilgili şunları buyurmuştur :

  1. “Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın yed’i onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükafat verecektir.”  Fetih, 10.
  2. “Yahudiler Allah’ın yed’i bağlıdır’ dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lanet olasılar ! Bilakis Allah’ın iki yed’i de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır...  Maide, 64.
  3. “(Yüce Allah) Ey İblis! İki yed’imle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi.”  Sad, 75.
  4. “ Mülk yed’inde olan, yüceler yücesidir ve onun her şeye gücü yeter.”  Mülk, 1.
  5. “... Her türlü hayır senin yed’in dedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin.”  Al-i İmran, 26.
  6. “Ey iman edenler! Allah ve Resul’ünün iki yed’inin arasının önüne geçmeyin.

Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.”  Hucurat, 1.

Ehli Sünnetin esas görüşü, bu sıfatların ne olduğunu değil ne olmadığını söylemektir. Çünkü yüce Allah “ Onun benzeri hiçbir şey yoktur. “  Şûra, 11. buyurmaktadır.  

Bu muhkem ayet bize müteşabihleri nasıl anlamamız gerektiği hususunda ki yöntemi öğretmektedir: muhkem ayetlerle bir çerçeve çizilir, müteşabih ayetler bunlara ters düşmeyecek şekilde tevil edilmelidir.

İmam Tahavi “parçalardan, uzunlardan, aletlerden yücedir” diyerek “yed”in hakiki el olmadığını ifade etmiş; böylece yüce Allah’ı tenzih etmiş fakat detaya inmemiştir.

Yüce Allah’ın yed’i ile ilgili olarak âlimler şu açıklamaları yapmıştır:

  1. İbn Kesir, Fetih Suresi, 10. ayetin tefsirinde, yed’i tevil ederek şu açıklamayı yapar: “ Allah’ın yed’i onların ellerinin üstündedir.” Yani Allahu Teala onlarla beraber hazır bulunmaktadır. Onların sözlerini işitmekte, yerlerini görmekte, içlerini ve dışlarını bilmektedir. Resulü vasıtasıyla biatleşen, aslında bizzat Allahu Tealanın kendisidir.”  (Tefsiru’l - Kur’ani’l - Azim, VII, 330)
  2. Sa’di Tefsiri’nde de yed tevil edilmiş ve aynı ayette şöyle denilmiştir: ”Allah’ın yed’i onların ellerinin üstündedir.” Yani sanki onlar bu biatleşmede Allah’a biat ediyor ve sanki onunla el ele tutuyorlardı.” ( Teysiru’l- Kerimi’r-Rahman fi Tefsiri Kelami’l-Mennan, Sa’di Tefsiri, s. 792)
  3. İmam Şevkani, ”Allah’ın yed’i onların ellerinin üstündedir.” Ayeti tevil                      ederek şu şekilde tefsir etmiştir: Peygamberle yapılan misak akdi,           -aralarında bir fark olmaksızın- sanki Allah ile yapılmış gibidir.”  ( İmam        Şevkani, Fethu’l- Kadir, V, 57)
  4. Osmanlı ulemasından Âlûsi, yukarıdaki gibi birbirine yakın lafızlarıyla        tevil ve tefsir etmiştir.  ( Âlûsi, Ruhu’l- Me’ani, XIII, 251)
  5. Şeyhul İslam Ebu’s-Suud Efendi, yukarıdaki gibi birbirine yakın        lafızlarıyla tevil ve tefsir etmiştir.  ( Ebu’s-Suud Efendi, İrşadu’l- Akli’s-        Selim, VIII, 106)
  6. İbnu'l-Cevzî Yüce Allâh'ın yed sıfatı hakkında şöyle söyler: "'yed' lugatta        nimet ve ihsan anlamlarına gelir. Yahudîlerin Allâh'ın yed'i sıkıdır. ‘ sözü,        nafaka vermez, demektir. Bir kişi hakkında ‘Onun bu işte yed'i vardır. '         denildiğinde olduğu gibi, kuvvet anlamınada gelir. 'Bilakis iki yed'i de        açıktır.'  ayetinde 'nimeti ve kudreti'; 'İki elimle yarattığıma' ayetinde        kudretimle ve nimetimle 'anlamı kast edilir. Hasan' Allâh'ın yed'i onların        ellerinin üzerindedir. '  ayetinden maksat, onun minneti ve ihsanıdır, der.        Muhakkiklerin görüşü de budur. "  (Def'u Şubheti't-Teşbîh, s. 13-14)
  7. Muhammed Mütevellî eş-Şa'râvî, aynı ayetin tefsirinde "yed"       kelimesinin "nimet" anlamına geldiğini söylemiştir.  ( Tefsîru-'ş- Şa'râvî,       Fetih Sûresi, 10. ayet)  
  8. İbn Hacer Fethu'l-Bârî'de, İbn Battâl'dan nakille şöyle der: "Bu âyette         Allah'a 2 elin isbatı vardır. Sıfatları kabul edenlerden olan Müşebbihe ile         sıfatları iptal edenlerden olan Cehmiyye'nin tersine, bu ikisi, onun zâtının         sıfatlarındandır, organ değillerdir."  ( Fethu'l-Bârî, "Tevhîd" Kitabı, "Allâhu         Teâlâ'nın 'İki elimle yarattığıma' Sözü" Babı, XIII, 393.)  

Kast edilen şudur: Müşebbihe sıfatları kabul eder ama mahlûkata benzetir;  Cehmiyye ise mahlûkata benzetmemek için sıfatları iptal eder. Biz onların tersine hem kabul ederiz, hem de mahlûkata benzetmeyiz: organ olmadığını söyler, ne olduğu hakkında yoruma gitmeyiz.

Özetle İmam Tahâvî müteşâbihat konusunda selefin tevîlden kaçınma usulünü tercih etmiştir.  Muhakkiklere göre de tercihe şayan olan görüş budur.

Eğer bir sözün, tercih edilen bir anlamı varsa, sonra kendisinden daha kuvvetli bir delil, bu sözden kast edilen manânın, zâhiren anlaşılan bu manâ olmadığına işaret etmişse anlarız ki bu sözle, bu hakikat manaya ait olan  mecaz anlamlarından biri kast edilmiştir.   

Mecaz manalar çoktur. Sözün hakikatinden çıkan mecaz manalardan birini diğerine tercih etmek, ancak kati olmayan tercih gerekçeleriyle mümkün olabilmektedir.   Bu ise zandan başka bir şey ifade etmez. Kati mesele hakkında zanni delille hükmetmek mümkün değildir.   

Müteşâbihatın tevîl edilmesi halinde bu yanlış duruma düşülmüş olacaktır.   

Örneğin " Rahman Arş'a istivâ etti."  Taha, 5. ayetinde hakîkat mananın, kast edilen anlam olmadığı, katî delille sabittir. İlahın bir mekânda olması muhâldir, mümkün değildir.   

Bununla beraber "istivâ" lafzının bazı tevîllerle başka anlamlara yorulması ancak katî delille mümkün olabilir.   

Allâh'ın zâti ve sıfatları hakkında zanna dayalı bir görüş sahibi olmak caiz değildir.   Böylece -zahir manasının kast edilmediğine itikad etmekle beraber- konu hakkında susmak, tevîli terk etmek ve yorumunu Allâh'ın ilmine havale etmek şart olur.   

Diğer müteşâbih ayetlerin hükmü de aynı şekildedir.

Müteşabih naslara yaklaşımımız

Kur'ân-ı Kerîm'de, Yüce Allâh'ın "gözü" olduğu beyan edilir. Bunu iki şekilde anlamak -aklen- mümkündür: ya muhkem ayetler gözardı edilerek Allah’ın gözünün hakiki göz olduğu söylenir ya da muhkemlerle belirlenmiş olan Yüce Allah’ın mislinin olmadığı prensibine göre, bu gözden, başka bir şeyin kast edilmiş olduğu söylenebilir. Al-i İmran 7. ayette yapılması istenen, muhkem ayetlere dayanarak tenzihi gerçekleştirmemizdir.

Böylece denir ki, Yüce Allâh'ın, Kur'ân'da zikrettiği gibi gözü vardır, bu göz onun keyfiyyetsiz bir sıfatıdır, bundan ne kast edildiğini bilemiyoruz, aklımızda canlanıveren bir göz olmadığını kesinlikle biliyoruz, bu göz onun bir uzvu, parçası veya aleti değildir.   

İmam Tahâvî'nin izahı da açıkça bu şekildedir.   

İmam Gazzâlî (r.h.), bu sıfatlar hususunda avamın nasıl davranması gerektiğini izah etmiş, selefin tamamının şu yedi esasın avama vacip olduğu görüşünde olduğunu beyan ve izah etmiştir:

  1. Takdîs: Allâh'ı cisim olmaktan ve bunun gerektirdiği hususlardan tenzih etmektir.   
  2. Tasdik: Peygamber Efendimiz'in söylediği her şeye ve bunun hak olduğuna iman etmektir. O, söylediklerinde sadık, söylediği ve kast ettiği vecihte haktır.   
  3. Acziyetini itiraf: Onun muradını anlamaya gücü yetmediğini ve bunun kendi işi olmadığını ikrar etmektir.   
  4. Sükût: Bunların manasını sormamak, bu hususta derinlere dalmamak ve bunlar hakkında soru sormanın bidat olduğunu;  bu konulara dalmasında dinine dair

tehlikeler olduğunu;  bu konulara girerse fark etmediği yerden kâfir oluverebileceğini bilmektir.   

  1. İmsâk: Müteşâbih kelimeler üzerinde herhangi bir yorum veya tasarrufta bulunmaktan kendini alıkoymaktır.  Bu kelimeleri olduğu gibi bırakmak, o kelimeleri başka kip çekimlerine sokmamak, değiştirmemek, fazlalaştırmamak, eksiltmemek, bir araya getirmemek veya ayırmamaktır.   
  2. Keff: Kendi kendine dahi olsa bunları araştırmaktan ve konu hakkında tefekkür etmekten kendini alıkoymaktır.   
  3. Ehline teslim: Müteşâbihlerin bilgisi kendisine gizli kaldı diye bunun

Peygamberimiz'e, diğer peygamberlere, sıddıklara ve evliyaya da gizli olduğuna  itikad getirmemektir.  

Bu sözünden kastı ise kişinin Allah hakkında teşbihi çağrıştıran lafızların Allah’a layık mutlaka bir manası olduğuna, kendisi bu manaları bilmekten aciz olsa bile rasuller, nebiler, sıddıklar ve evliyalar gibi bazı kimselerin bu kelimelerden bazılarının Allah’a layık olan hakiki manasını bilebileceğine inanmasıdır.  ( İlcâmu'l-'Avam 'an'

İlmi'l-Kelâm, 42 )

"Oysa onların yorumunu (yani müteşabih meselelerin yorumunu) ancak Allah

Teala ve ilimde rusuh sahibi olanlar bilir."  Al-i İmran 7.

Bu ayet-i kerimenin okunuşunda " ve'r-rasihune fi'l ilm " ibaresinden sonra vakfe (duruş) yapan kıraatlara göre ayet-i kerime açıkça yukarıda üzerinde durduğumuz anlamı vermektedir.   

İbnu'l-Cevzî ( r.h. ) selefin bu naslara yaklaşımını izah etmiş ve şöyle demiştir: "Sonra diyorsunuz ki: 'Hadisler zahiri manalarıyla alınır. ' Halbuki ‘ayak' kelimesinin zahir manası belirli bir organdır.  İsa’ya (as) ‘ Allah’ın ruhu’ denildiğinde Hıristiyanlar

-Allah’ın laneti onların üzerine olsun-  Allah’ın bir sıfatı olduğuna ve bu sıfatın, Meryem’e giren ruh olduğuna inanmışlardı. ... Eğer sizler ‘Biz hadisleri sadece okuruz ve susarız.’ derseniz, kimse size itiraz etmez. Fakat sizin bunları zahir manalarına hamletmeniz çirkin bir şeydir."  (Def'u Şubheti't-Teşbih, s. 8) “ Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.”  Sâffât, 159.

“ Onun hiçbir dengi yoktur.”  Şûra, 11.

Bu söz, denk ve benzerleri reddetmek suretiyle Allah’ın zatının ezeldeki kemâlini kabul eder. Allahu Teala şöyle buyurur: “ Onun benzeri hiçbir şey yoktur...” Şûra,

11. Bu ayet, bu manadaki en muhkem ayettir.

Müşebbihenin zahirlerine yapıştığı müteşabih tüm ayetler, bu ayetteki manaya hamlolunur.

“ Allah ihtiyaçsız olan, siz ise muhtaç olansınız.”  Muhammed, 38.

Aynı şekilde Allahu tealanın diğer sıfatlarınıda yukarıda izah edildiği gibi anlaşılmalıdır.

Yed (= el), vech (= yüz), ayn (=göz), istivâ (= kurulma), nüzul (= inme), ityân (= gelme), isba (=parmak), kadem (=ayak), dıhk (=gülme) gibi kavramlar bunların başında yer alır.

Kelime ve Kavramlar

Muhkem        Bilinen

Sıfat               Özelliği

Müteşabih     Bilinmeyen

Nefyetmek     Reddetmek

Tevil               Yorumlamak

Tatil                Sıfatları iptal

Keyfiyeti         Durumu, hali

Tecsim           Cisimleştirmek

Muhakkik       Vakıf olan Alim

Tefviz             Allaha havale etmek

Teşbih            Yaratılmışa benzetmek

Mecaz            Başka bir şeyi kast etmek

İsnad              Bir şeyi Allaha dayandırmak

Tenzih            Noksanlıklardan uzak tutmak

Kaynak : Tahavi Akidesi, Bâberti Şerhi

Ayriyeten faydalanabileceğiniz eserler :

İbnu’l Cevzi, Teşbih Fitnesine Reddiye

Hanefi İmamların Müteşabihat Karşısındaki Tutumları

İmam Gazali, Selefi Salihinin Mezhebi, İlcâmu'l-'Avam 'an' İlmi'l-Kelâm

Kaynak : https://www.hakkhaber.com/d/51253/allahu-tealanin-sifatlari-nasil-anlasilmali
Okumaya devam edin