KENDİMİZI TEKRAR TANIMA !..

29-10-2018

Bismillahirrahmanirrahim!..

Insan olmamız hasebiyle çok yönlü bir varlığa sahibiz! Yaratan öyle yaratmış ve her yönüyle bizi mükellef kılmıştır. Hesabını da ona göre soracaktır. Hadis diye de rivayet edilir:

 

"Bir kimse kendi nefsini bilirse o aynı zamanda Rabb'ini de bilir!"; "Sen kendini basit görme, zira sende âlemler gizlidir!" sözü de bir kelam-ı kibar'dır.

Ne hacet: Kur'an-ı Kerim hususi manada, semavî kitaplar umumî manada bunun için gelmiştir; Yani bunlar bir taraftan insana nefsini tanıtırken bir taraftan da Rabb'ini tanıtırlar.

 

Yani iki şey:

"Rabb ve Abd!" Bir başka ifade ile: "Rabb makamı, abd makamı"; Rabb makamı emredecek, abd makamı o emri yerine getirecektir. Ve böylece bu iki makam kesin çizgilerle bir-birinden ayrılmış olacaktır ve olmalıdır! Zira bu iki makamın birbirine karışması demek, şirkin doğması demektir.

 

Bu girişten sonra esas mevzumuza geçelim:

Makam ve rütbe yönünden:

Cundullah, Hizbullah ve Ensarullah!

Kur'an'da geçen bu tabirleri bir manada topladığımız zaman: "Asker olma!.."

 

Evet, hepimiz askeriz! Rabb'imiz; Rubûbiyyet, ulûhiyyet ve hâkimiyyet makamından emredecek, hüküm koyacak, kanun vaz edecek, biz de O'nun kulu ve Hz. Muhammed'in ümmeti olarak emirlerine itaat edecek, hükümlerini baş tacı yapacak, kanunlarını hayatımıza tatbik edeceğiz!..

Işte asker olmanın; Allah'a asker olmanın şartları ve vasıfları bunlardır. Kur'an şöyle der:

 

1- Cünud kelimesi Kur'an-ı Kerim'de bir kaç yerde geçmektedir. Ezcümle:

"Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur. Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir. Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir!" (Saffat, 173-175)

 

2- Hizbullah kelimesi yine Kur'an-ı Kerim'in bir çok yerlerinde vardır. Ezcümle Mücadele suresinin son ayet-i kerime'si bunun veciz ifadesidir.

"Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eden hiç bir kavmin Allah ve Resulü'nün hükümlerine karşı gelen (ve onları beğenmeyen), kimselerle dostluk ettiklerin bulamazsın (onları sevip sayamazlar). Isterse onlar babaları veya oğulları veya kardeşleri veya soy-sopları olsun. Işte o (Allah ve Peygamber düşmanlarını sev-meye)nler, o kimselerdir ki, Allah kalplerine imanı yazmış ve kendinden bir ruh ile (hakda sebat ile) desteklemiştir. Onları, içlerinde ebedi kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Işte bunlar Allah taraftarıdır. Haberiniz olsun ki, hakikaten Allah taraftarları, kurtuluş ve saadete erenlerin ta kendileridir!" (Mücadele, 22)

 

3- Ensarullah kelimesi ise Saf Suresi'nin 14. ayetini teşkil etmektedir.

"Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Tıpki Meryem oğlu Isa da havarilere: "Allah yolunda benim yardımcılarım kimdir?" dediğinde havariler: "Allah yolunun yardımcıları bizi!"  demeleri gibi Israiloğulları'ndan bir zümre inandı, bir zümre inkâr etti. Biz de inananları, düşmanlarına karşı destekledik, onlar üstün geldiler."

 

Günümüzün gerçek müslümanı; yani şirki reddeden, Tevhid'e "Evet!" diyen dava adamı o kimsedir ki, erkeğiyle kadınıyla, genç ve ihtiyarıyla birer asker olup evleri aynı zamanda birer karargâh, camileri ise birer kışladır:

Her zaman ve her yerde Allah davasının bekçiliğini ve muhafızlığını yaparlar!..

Işte cundullah, hizbullah ve ensarullah olmanın manası budur!..

 

Bu kuruluşun hadis'teki yeri;

1- Allah Resulü şöyle buyurur:

"Benim ümmetimden bir taife kıyamete kadar eksik olmayacaktır; onlar hakkın etrafında topla-nacaklardır; onlara muhalif ve muarızları zarar veremeyeceklerdir." (Ibn-i Kesir)Islam:

 

Bu arada Islam'ın ne olduğunu bir daha görelim:

Hz. Ömer şöyle buyurur:

"Cemaat olmadan Islam'dan söz etmek doğru olmaz. Emirsiz de cemaat olmaz. Itaatsiz de emirlik olmaz."oluyor ki, Islam'ın varlığından söz etmenin üç şeyin varlığına ihtiyaç olduğu muhakkaktır:

 

Cemaat, Emirlik ve Itaat!

Cemaat nedir?

Bu sualin cevabını da Hz. Ali'den alalım. Hz. Ali (r.a.) şöyle buyuruyor:

"Cemaat, vallahi hakkın etrafında toplanan topluluktur, sayıları az da olsa. Tefrika ise batılın etrafında toplanan topluluktur, sayıları çok da olsa!"

 

Misal vermek gerekirse Kur'an'ın ve şeriat'ın etrafında toplanan topluluk  cemaattır, sayıları az da olsa! Demokrasinin veya demokrasiyi ayakta tutan partiler ise birer batıl sistemlerdir. Işte bu sistemlerin etrafında toplanan topluluk-lar ise birer tefrikadır; Bunlar birliği bölmedir, parçalamadır. Kur'an ise birinciyi, yani cemaatı emretmiş, ikinciyi, yani tefrikayı haram kılmıştır. Kur'an şöyle der:

 

"Allah'ın ipine (Kur'an-ı Kerim'e) hep birlikte (yani cemaat halinde) sarılın, parça parça olup dağılmayın!" (Ali Imran, 103)

 

 

Akide yönünden:

Bunun iki kelime ile özeti:

Tevhid'e "Evet!", şirke "Hayır!"... Bunun pratikteki ifadesi; "Hâkimiyyet kayıtsız şartsız Allah'ındır!" Bu, Tevhid'dir. Yani kanun koyma yetkisi ve selahiyyeti ancak Allah'a aittir. Rabb'ülâlemin bu yetkiyi hiç bir kimseye vermemiştir. Peygamberlere dahi vermemiştir. Kendisine öyle bir selahiyyet verilmediği halde bir insanın böyle bir yetkiyi kendisinde görmesi demek, kendisini Rabb'ülâlemin'in yerine koyması demektir ki, işte bu şirktir ve putperestliktir. Bunu yapanlara "müşrik" denir. Işte demokratlar ve demokrasiyi ayakta tutan particiler bu duruma düşmüşlerdir.

 

Müslüman nasıl olur da müşrik olur?

Siz, "Bir müslümana nasıl müşrik dersiniz? O zaman ne anamız kalır ne de babamız, hepsi müşrik olur çıkar!" Bu suale cevabımız odur ki:

"Şirke düşme derekesine kim düşerse o müşrik olur!" Ister senin annen olsun, ister benim babam olsun fark etmez. Ve isterse Peygamber olsun! Kur'an şöyle der:

 

"Yemin olsun ki, sen Ya Muhammed şirk yaparsan veya şirke düşersen bütün amellerin mahvolur ve neticede zarar edenlerden olursun!.." (Zümer, 65)

Demek oluyor ki; sıradan anne ve babalar şöyle dursun, şirk yönünden Peygamberlere bile müsamaha edilmiyor; suç sayılıyor ve gereken ceza ne ise verilmede tereddüt edilmiyor!.. Bütün Peygamberleri tenzih ederiz!

 

Umumî manada ise:

"Iman edip de imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var (ya), işte (korkudan) emin olmak onlar içindir. Ve onlar doğru yolda olanlardır." (En'am, 82)

 

"Allah'ın ve Resulü'nün koyduğu hududu tanımayıp onlara zıt hükümler koyarak karşı çıkanlar, kendilerinden öncekilerin alçaltıldıkları gibi alçaltılacaklardır. Halbuki biz apaçık ayetler de indirmişizdir, (bunları) inkâr edenler için rezil edici bir azap vardır." (Mücadele, 5)

 

"Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eden hiç bir kavmin Allah ve Resulü'nün hükümlerine karşı gelen (ve onları beğenmeyen), kimselerle dostluk ettiklerini bulamazsın (onları sevip sayamazlar). Isterse onlar babaları veya oğulları veya kardeşleri veya soy-sopları olsun. Işte o (Allah ve Peygamber düşmanlarını sevmeye)nler, o kimselerdir ki, Allah kalplerine imanı yazmış ve kendinden bir ruh ile (hakda sebat ile) desteklemiştir. Onları, içlerinde ebedi kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Işte bunlar Allah taraftarıdır. Haberiniz olsun ki, hakikaten Allah taraftarları, kurtuluş ve saadete erenlerin ta kendileridir!" (Mücadele, 22)

 

Şirk fetvasını vermede ve kabul etmede gerçek ilim adamları ittifak halindedir.

Ezcümle:

1- Alusi Tefsiri,

2- Beyzavi Tefsiri,

3- Şihab,

4- Zahid-i Kevseri,

5- Nakş-i Bendi Bahaüddin Efendi,

6- Şeyhülislam Sabri Efendi,

7- Hafız Ali Reşad,

8- Gümülcine müftüsü,

9- Molla Sadreddin,

10- Ebul Talal Kasimî.

 

 

Hülâsa: Şirk fetvası, başlıca şu üç kişiyi içine almaktadır:

 

1- Parlamenter; yani tüm millet-vekilleri, şirk meclisine girip tağut oldukları için!..

 

2- Bunları (oylarıyle, mallarıyle) destekliyenler! Tağutu destekledikleri için!..

 

3- Bunlar hakkında verilen fetvayı kabul etmeyenler! Islam'ın verdiği hükme ters düştükleri için!..

Bunların üçünün de ne arkalarında namaz olur ne de tevbe etmeden ölürlerse namazları kılınır.

 

 

Ilim yönünden:

a) Ta'lim-ül Kur'an:

Yani Kur'an dilini ve Kur'an ilimlerini, yani oniki ilmi (ki bunlar Sarf, Nahiv, Mantık, Belağat, Usul-i Fıkıh, Usul-i Tefsir, Usul-i Hadis, Usul-i Kelam, Fıkıh, Tefsir, Hadis ve Akad'i) öğrenmek.

b) Kur'an kitabetini, yani Kur'an harfleriyle okuma-yazmayı öğrenmek.

Bu iki yönden evler birer medrese, camiler ise birer üniversitedir ve olmalıdır.

 

 

Tebliğ:

Mevzu:ğ mevzuları: Kur'an-ı Kerim, Kur'an'ı tebliğe memur edilen Hz. Muhammed, Islam Dini ve Islam şeriat'ı:

Şöyle ki, bunlardan her biri cihanşümûldur. Kur'an-ı Kerim cihanşümûl bir Kitap'tır, Hz. Muhammed cihanşümûl bir Peygamber'dir, Islam Dini ve Islam şeriat'ı cihanşümûl bir dindir, bir nizamdır. Bir başka ifade ile; Kur'an-ı Kerim Hz. Muhammed geldikten sonra bir dünya kitabıdır. Islam Dini Hz. Muhammed geldikten sonra bir dünya dinidir. Islam Şeriat'ı Hz. Muhammed geldikten sonra dünyaya şamil bir nizamdır.

 

Tebliğ edilecekler:

a) Dehrilere (ateistlere); yani Allah varlığını ve ahiret hayatını, yani dini bütün varlığıyla kabul etmeyenlere Allah varlığını, ahiret varlığını tebliğ etmek!..

b) Ehl-i kitab'a (hıristiyan ve yahudilere); yani yanlış dinlilere. Böylelerine dinin doğrusunu, yani Islam Dini'ni tebliğ etmek.

c) Laiklere; yani yarım dinlilere, yani dinin itikad ve ibadet bölümünü alıp, dinin ahkâm bölümünü, yani Islam hukukunu, ceza hukukunu almayanlara dinin bir bütün olup parçalanması mümkün olmadığını; parçalandığı taktirde dinin devletsiz, devletin de dinsiz kalacağını, parçalayanların da müşrik olacaklarını insanımızın bilmesi ve ona göre tebliğini yapması!..

d) Zikri cihad'den ayıran tekke sakinlerine de tebliğini yaparken, "Sizler yanlış yapıyorsunuz; Bu iki hizmet birbirini tamamlayan iki vazifedir; Birincinin olmadığı yerde diğeri makbul ve muteber olmaz!.." demeli ve o yolda tebliğatını yapmalıdır.

 

Mal ve canını Rabb'ülâlemin'e satmış olmalıdır:

Tevbe suresinin 111. ayet-i celile'sinin manasının mazhar olup  ve böyle bir inanç içerisinde yaşamalı ki, Allah davasının eri olduğunu; sırası geldiğinde canını teslim etmede tereddüt etmemeli, malını vermede eli titrememelidir!..

Kur'an şöyle der:

 

"Allah mü'minlerin canlarını ve mallarını cennet kendilerinin olmak karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar. Bu yolda kimi zaman öldürürler ve kimi zaman öldürülürler. Bu Allah'ın üzerine hak olarak aldığı ve hem Tevrat'ta, hem Incil'de, hem de Kur'an'da verdiği sözdür. Allah'tan daha çok ahdini yerine getiren kimdir? O halde (ey mü'minler) O'nunla yaptığınız alış-verişinizde sevinin. Işte bu en büyük kurtuluş ve başarıdır.

 

(Allah ile bu alış-verişi yapan mü'minler) tevbe edenler, sırf Allah'a kulluk edenler, hamd edenler, Allah yolunda seyahata çıkanlar, rükuya varanlar, secde edenler, iyiliği emredip, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın koyduğu hükümlerin sınırlarını koruyanlardır. Işte bu mü'minlere (cenneti) müjdele!" (Tevbe, 111-112)

 

Dünya ticaretine hâkim olmaya çalışmalıdır:

Bu arada bir taraftan bir asra yakın bir zamandan beri unutturulan Islam'ın ticaret ahlakını yeniden dünya hayatına getirmeli, diğer taraftan da Islam'ın lehine para kazanmalıdır.

 

Taviz Yok:

Başınızda öyleleri bulunsun ki, ne pahasına olursa olsun taviz verme yoluna gitmesin. Yerine göre başını versin, ama taviz vermesin. Ilmi az olabilir ve fakat taviz verme yoluna gittiği, tevil ve tefsir yoluna gittiği, mezhepleri birbirine karıştırdığı asla görülmemiş olacaktır. Zira taviz felakettir, taviz tavizi gerektirir. Tarihte birçok kuruluşlar vardır ki, zamanla taviz verdikleri için bozulmuşlardır, rotayı kaybetmişler, Tevhid çizgisinden sapmış, şirke düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır.

 

Bugün artık ciddi bir Ihvan-ı Müslimîn'den bahsetmek mümkün değildir. Partiye yaklaşa yaklaşa, partinin içine, demokrasinin içine düşmüşlerdir ve partiyi savunur hale gelmişlerdir.

 

Elhasıl Kur'an-ı Kerim bir çok ayetleriyle, ezcümle Isra 74-75 ayetleriyle, Kehif 28, Abese 1 şeklindeki ayetler tekrar tekrar okunmalıdır!..

 

 

NOT:

1- Kendimizi tekrar tanımış olduk;

2- Hilâfet Devleti'ni tanımıyan ve başındaki Halife'ye bey'at edip izin almayan hocaların arkasında cuma namazları kılınmaz, yani sahih olmaz!.. Caminizde böyle imam varsa derhal merkeze bildireceksiniz! Yoksa vebalde kalırsınız ve böylelerinden hayır da gelmez!

 

 

Merhum Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn

Cemaleddin Hocaoğlu (Rh.a.)

---------------------------------------------------

19 Muharrem 1415 (27 Haziran 1994)