TEVHID

CUMA HUTBESİ

03-09-2018

Çok aziz ve muhterem müslümanlar!

Geçen hutbemizde insanların üç gruba ayrıldığını, bunların da mü'min, kâfir ve münafıklardan ibaret bulunduğunu kaydetmiş, bu üç tip insanın, birbirlerine karışmayacak şekilde hal ve sıfatlarını anlatmıştık. Bu hutbemizde ise sizlere Tevhid'i anlatmaya çalışacağız.

Tevhid demek, Allah'ı birlemek, Allah'ın bir olduğuna inanmak, bir olduğunu tebliğ etmek, bir olduğunun şahidliğini yapmak demektir. Böyle bir insana muvahhid denir.

 

Tevhid olmayan bir kalbde ya inkâr vardır ya da şirk. Allah'ın varlığını kabul etmemek inkârdır, Allah'ın varlığını kabul edip ve fakat O'na eş-emsal kabul etmek, O'na mahsus sıfatlardan birini veya bir kaçını başkasına vermek, başkasına izafe etmek şirktir, putperestliktir. Allah'ın varlığını tamamen inkar edene "kâfir" denir. Allah'ın varlığını kabul edip de şirke düşene de "müşrik" ismi verilir. Ve bu da aslında kâfirdir. Allahü Teala günahlardan dilediğini affeder de şirki asla affetmez. Bunu Kur'an açık ve kesin bir şekilde anlatmaktadır.

 

Inkârın ne demek olduğunu anlamak ve anlatmak kolaydır. Fakat, şirkin ne demek olduğunu anlama da anlatma da çok zordur. Çünkü, şirkin çeşitleri sayılamayacak kadar çoktur ve karışıktır. "Şirk, karıncanın ayağının patırdısından daha gizlidir" sözü boşuna mı söylenmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke'de ilk önce Tevhid bayrağını çekti ve bunu tebliğ etti. Karşısına şirk dikildi. Günümüzün müslümanı da şirkle karşı karşıyadır ve çok defa haberi olmadan şirke doğru ayakları kaymaktadır. Binaenaleyh, şirk son derece dikkat isteyen, son derece üzerinde durulması, müzakere edilmesi, inceden inceye tetkik edilmesi gereken bir meseledir. Şirki bilmek ve şirkten kaçınabilmek için Tevhid'i ve Tevhid'in ne olduğunu bilmemiz lazımdır.

 

Kardeşlerim! Bir müslümanın Tevhid inancına sahip olabilmesi için, Cenab-ı Hakk'ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemesi, bir olduğuna inanması lazımdır. Şöyle ki; Cenab-ı Hakk zatında birdir, eşi ve benzeri yoktur; ne o bir şeye benzer ne de bir şey O'na benzer. Allah şuna benzer veya buna benzer derse o kimse şirke sapmış ve küfre gitmiştir.

Cenab-ı Hakk'ın bir çok kemal sıfatları vardır. Bunların başlıcaları: Vücud, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetun lil-havadis, kıyam bizatihi'dir. Bunlara zâti ve selbî sıfatlar ismi verilir. Bir de subutî tabir edilen sıfatlar vardır ki, bunlar da sekiz olup şunlardan ibarettir: Hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret, kelam ve tekvin. Bir de sıfatı külliyesi vardır ki, bunlar da beştir: Ibda', tahlik, terzık, ihya ve imate.

Her müslümanın bütün bunları manalarıyla birlikte öğrenmesi bellemesi ve bunlara inanması farzdır.

 

Vücud: Allahü Teala vardır demektir. Fakat Allah'ın varlığı diğer varlıkların varlığına benzemez. Çünkü Allah'ın varlığı mutlak varlıktır. Yani varlığı başkasının var etmesiyle var olmamıştır. Allah'ın varlığı, zatının muktezasıdır, Vacib'ül-Vücud'dur, yokluğu asla düşünülemez. Keza varlığının ne önü vardır ne de sonu; Ezelî ve ebedîdir. Kadim ve bakidir. Diğer varlıkların varlığının önü de vardır, sonu da vardır. Mesela: Şimdi sen 60 yaşındasın; altmış sene önce sen yoktun, bir müddet sonra da dünyadan yine yok olacaksın. Demek ki, senin varlığın iki yokluk arasında bir varlıktır ve başkasının var etmesiyle var olmuşsundur. Fakat Cenab-ı Allah'ın varlığı yokluktan ve yok olmaktan münezzehtir.

 

Allah "La yemut"dur, yani ölümsüzdür. Fakat ondan başka herkes ölümlüdür ve ölecektir. Bir kimse kalkar da fani olan biri hakkında, "Sen ölümsüzsün; sen ölmedin, sen aramızda yaşıyorsun, senin devrimlerin de yaşıyor ve yaşayacaktır, ilhamımızı senden, senin devrimlerinden alıyoruz. Ey ulu önder!" derse işte bu şirktir, o faniyi ilahlaştırmaktır, putlaştırmaktır. Ister bunu bilerek söylesin, Tevhid'i gitmiştir, imanı gitmiştir ve putperest olmuştur.

 

Vahdaniyet sıfatına gelince: Çok aziz ve muhterem müslümanlar! Cenab-ı Hakk'ın Vahdaniyet sıfatı üzerinde de yeteri kadar durmak lazımdır. Allah Vahid'dir ve Ehad'dır, "La şerike leh"dir. Yani her sıfatında ve her fiilinde birdir, eşi ve benzeri yoktur.

a) Yaratmada birdir. O'ndan başka yaratıcı yoktur. Bir kimse kalkar da, "Ben yarattım, ben yaratıyorum, ben yaratacağım veya filan yarattı, yaratıyor, yaratacak..." derse şirke sapmış olur, kâfir olur.

b) Allah rızık vermede, büyütüp beslemede birdir, eşi ve benzeri yoktur. Bir kimse Allah'a mahsus olan bu sıfatı bir başkasına verirse Evelallah demeden, "Sen bizi yedirip içiriyorsun, büyütüp besliyorsun!" derse şirke sapmış olur.

c) Düzen vermede, düzene koymada da Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. Allahü Azimüşşan kâinatı yaratmış, koyduğu kanunlarla da düzenini sağlamıştır. Keza; insanları yaratmış, aralarındaki düzeni, birbirlerine karşı olan hak ve vecibelerini bildirmiş ve beyan etmiştir, Şeriat göndermiştir, kitap indirmiştir. Bunu böyle bilmek, böyle kabul etmek ve böylece inanmak şarttır ve işte bu Tevhid'dir.

 

Hakikat bu iken, bir kimseler kalkar da Allah'ın gönderdiği şeriat kanunlarını kaldırır, bunun yerine insanların kafalarına göre kanunlar yaparsa artık ondan Tevhid gitmiştir, Allah'ın birliği inancı silinmiştir, şirke düşmüştür ve kâfir olmuştur. Getirdiği kanun, düzen veya sistem ister kapitalist olsun, ister komünist olsun, ister demokratik sol veya sağ olsun, ister milliyetçilik olsun, isterse kemalist olsun sonuç değişmez. Bunları getirenler de, bunları savunanlar da, bunları benimseyenler de ve bunlara oy verenler de Tevhid inancından çıkmış, şirke sapmış ve putperest olmuşlardır. Artık bunların, "Biz de müslümanız, biz de namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz..." demeleri kendilerini asla kurtarmaz ve kurtaramaz.

"Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse onlar kâfirlerin ta kendileridir, zalimlerin ta kendileridir, fasıkların ta kendileridir." (Maide, 44, 45 ve 47)

Diğer Yazıları